Kore’de Kamp| Bicin Adası – 비진도 | 20190511

Havalar ısınmaya başlayınca yerimde duramam, hep bir yerlere gitmek isterim. Neyse ki yakın arkadaşlarımda hep benim kafamdan 🙂 Ve onlardan biri var ki neredeyse tüm Kore gezilerimizi birlikte yaptık. Zamanımızı bir şekilde ayarlar, paramızı biriktirir gezerdik. Ama Kore’deki yoğun yaşam şartları bazen buna engel olabiliyor. İlk kamp yapışımızın üzerinden yaklaşık 6 ay geçmesinden sonra ikinci hazırlıklarımıza başladık. İlki arkadaşımın doğum günü içindi. Bu seferki ise benim için.

İlkbaharın şu güzel günlerinde, tamda havalar ısınmaya başlarken kamp yeri için tercihimizi güneyden yana kullandık. İkimizin de Kore’de en sevdiği şehir olan Tongyeong’a gidip hem anılarımızı yad etmek, hem de yeni bir ada keşfetmekti hedefimiz. Tongyeong’a ilk gidiş amacımız yine bir ada keşfiydi(Somaemul Adası). Şehir küçük olduğu için pek bir beklentimiz olmadığından çok vakit ayırmamıştık. Şehre vardıktan sonra çok pişman olduk tabii ki. Çok küçük, şirin ama bir o kadar sıcak bir şehirdi. Bana hep Amasra’yı hatırlattı.

Bu yüzden okul ve iş nedeniyle aldığımız stresi atmak için anlık bir kararla biletlerimizi ayarlayıp çıktık yola. Birkaç saatlik uykuyla, yolda uyuruz düşüncesiyle, sırtımızda bilmem kaç kiloluk çantalarla… Kampın en sevdiğim yönlerinden biri de o kadar yükle gidip dönüşte hafifleyen çantalarla birlikte kendiminde hafiflediğini hissetmek.

İnternetten aldığımız biletlerle öğlen bindik otobüse(Online bilet almak için tık). Yol Seul’den yaklaşık 4 saat sürdü. Bu arada Kore’deki otobüslerde ikram yok 🙁 Ve bizim gibi çok otobüs firması yok. Ama otobüs çeşitleri var(normal ve lüks gibi). Bundan daha sonraki bir yazımda bahsedeceğim. Sadece burada bir not olarak kalsın; sakın moladan sonra otobüse geç kalmayın, beklemiyorlar! Ve mola genelde 15 dakika civarında oluyor.

Yolda sarma da yedik 😀

Tongyeong şehir terminaline vardıktan sonra yine otobüsle feribota bineceğimiz bölgeye geçtik. Geçen sefer de gittiğimiz deniz kenarında bir hamam vardı, yine orada kalmaya karar verdik. Çok yorgun olduğumuzdan iyi dinlenebilmek için guest house araştırdık ama çoğunda yer kalmamıştı, hem de paramızı iyi kullanmak adına yine hamamda bulduk kendimizi. Kore’de hamamlar 24 saat açık ve orada kalabiliyorsunuz. Normalde giriş yaptıktan sonra dışarı çıkmaya izin verilmiyor ama burası turistik bölge olduğu için bagaj emanetine kadar her şey mevcut 🙂 Adresini aşağıya bırakıyorum.

Giriş ücreti gece kalıp kalmayacağınıza göre değişiyor. Kalmak istiyorsanız 11,000won, kalmayacaksanız 7,000won. İçerisi gayet temiz, yerde yatmak ilk başta zor gelebilir ve duşta büyük bir kültür şokuna maruz kalabilirsiniz ama bu kültürü tatmanızı öneririm 🙂

Hamamın sahibi 😀

Eşyalarımızı bıraktıktan sonra akşam yemeği için dışarı çıktık. Hazır denize gelmişken güzel bir deniz ürünü ziyafeti verelim dedik, gördüğümüz ilk restorana girdik. Menü biraz pahalı olsa da bir daha ne zaman yeriz düşüncesiyle kıydık paraya. Denizden babam çıksa yiyebilecek olan benim için o kadar kötü olmasa da arkadaşım için zorlu bir akşam yemeği oldu. Açıkçası bu kadarını ben de beklemiyordum 🙂 Yorumu sizlere bırakıyorum.

Yemekten sonra hem yürüyüş olsun diye hem de pazar gezmeyi sevdiğimiz için pazara doğru gittik. Yürürken bir de ne görelim, girdiğimiz restoranın biraz ilerisinde en sevdiğimiz soslu yengeç yapan restoran da varmış… Büyük hayal kırıklığı oldu.

Tongyeong şehrinin deniz ürünleri ünlü olduğu kadar “Ballı Ekmek“leri de ünlü. Bizim için ekmek demek biraz garip kaçsa da, lokma tarzında bir tatlı diyebiliriz. Lokmadan farkı, daha çok hamurlu ve içinde tatlı fasulye ezmesi olması. Ama bunu daha da geliştirip farklı lezzetler ortaya koymuşlar. Biz çilekli olanını aldık bayağı güzeldi. Almasanız bile orada denetiyorlar, tadına bakabilirsiniz. Tanesi 2,000won paketli alınırsa daha ucuza geliyor.

Hamama döndükten sonra günün yorgunluğuyla hemen uyuya kalmışız. Neyseki daha sezon açılmadığından çok kalan yoktu. Büyük alanda tek başımıza uyuduk. Tek endişemiz ertesi gün oldu. Hamamda çalışan teyze daha sezon açılmadığından bölgeye kamp kurmak biraz zor olur, geceleri de çok soğuk olur, hatta çok rüzgar olursa feribot çıkmayabilir bile dedi. Somaemul Adası’na giderken de aynı şeyleri söylemiş, bir gün önce yağan sağanak yağıştan eser kalmayarak sağ salim feribotumuza binerek adaya varmıştık. Her ne kadar o gün hava güzel olsa da ertesi günün bir garantisi olmuyor Kore’de. Her an hava bozulabilir.

Şükür ki bu seferki yolculuğumuzu da sağ salim tamamlayabildik.
Biletler tek yön 9,600wondu. Online olarak alabilirsiniz(Tık). Bicin adasının iki iniş noktası var. İç ve dış liman olarak geçiyor. Biz kamp kuracağımız bölgeye daha yakın olduğu için dış limanda indik. İki taraf arası yürüyerek 30 dakika sürüyormuş, ama eşyalarla dağ aşmak biraz zor olacaktı. Bicin Adası’ndan sonraki durak ise daha önce gittiğimiz Somaemul Adası. Bizimle birlikte o adada yaşayan birkaç kişiden başka kimse inmedi. Sahilde de saat daha erken olduğu için sadece bir çadır vardı.

Biz de çadırımızı kurduk, eşyalarımızı yerleştirdik, kahvaltımızı hazırladık. Hem de sucuklu, menemenli ve sarmalı! Mükemmel bir kahvaltının ardından biraz denizde oyalandık, su soğuk olsa da bir Karadeniz kızı olarak alışkınım ben 🙂 Hava da güneşli olduğu için pek sorun olmadı.

Denizden sonra biraz dinlenmek için çadırımıza çekildik. Bir süre sonra sıkılınca kendimi dışarı attım. Tam denize girecekken birden jet ski grubu tüm sahili bastı. Yabancı olduğumuzu görünce teker teker gelip tanışmak istediler, üstüne Korece biliyor olmamız onları daha da bir şaşırttı. Birlikte fotoğraf çektirmeye kadar gitti iş. Hatta arada gizlice Korece konuşurken videomuzu çektiklerini düşünüyoruz…

Akşam yemeğimizi de hallettikten sonra iş korku filmi izlemeye geldi. Kampın en heyecanlı kısmı da bu değil mi zaten? 🙂 Filmi izlemek sorun değil de sonrasında 500 metre ilerideki tuvalete gitmek işkence 🙁 O ıssız yolu iki kafadar yürürken birisi bir ses duyar, biri duyunca diğeri de duymaz mı? Duymasa da o tedirginlikle duyduğunu sanır ve tuvalete 100 metre kala o 400 metrelik yol koşarak geri dönülür… Bizim işler de sabaha kalır 🙂

Sabah bir amcanın çadırımızın önünde “İçeride kimse var mı?” diye seslenişiyle uyandık. Uyku sersemi perdemizi zorla açabildik ve sahilde kamp kurmanın yasak olduğunu öğrendik. Orada hiç böyle bir yazı görmediğimiz için buraya kurduğumuzu, yabancı olduğumuz için bilmediğimizi söyledik. Görevli amca insaflı çıktı da cezadan kurtulduk. Kore’de hatalı her davranış para demek. Bu seferlik sezon daha açılmadığından göz yumdu. Normalde olsa fotoğraf çekip çoktan cezanızı kesmiştim dedi 🙁 Oraya sık giden insanlar bildikleri için mahalle tarafına kuruyorlarmış çadırlarını. Biz ve yanımızdaki diğer çadırın sahibi yabancılar bilmediğimizden rahat rahat kampımızı kurmuştuk 😀 Normalde akşam feribotuyla dönecektik, durum böyle olunca sabahki ilk feribotla dönelim dedik ama tuvalet maceramıza feribotu kaçırdık 🙁 Bir sonrakinin gelmesine daha 3 saat olduğundan tepeye çıkmaya karar verdik. Ve… İyi ki feribotu kaçırmışız dedik.

Sadece önemli eşyalarımızı yanımıza alıp çantalarımızı limanda boş bir yere bıraktık(Kore’nin güvenli olmasına da güvenerek). Çıkmak yorucu tabii ki ama şu manzaraya değmez mi? 1 saat sürmedi çıkmamız. Yukarıda da kimse yoktu, hem dinlendik, hem fotoğraf çekindik derken 1 saat de burada gitti. Yine yorgun argın dönüş yoluna geçtik. Bir maceramız daha böyle son buldu. Eve dönünce yıkanan kumlu çamaşırlar da cabası 🙂

Çöpleri adada bırakmak kesinlikle yasak. Hepsini şehre götürüp atmanız gerekiyor. Zaten adada çöp kutusu da yok 🙂

Kore’de bulunduğunuz süre boyunca fırsatınız olursa mutlaka en az 1 adayı ziyaret etmenizi öneririm. Kore şehir hayatından sonra hem çok iyi geliyor hem de bu doğallığı nasıl koruyabilmişler hayrete düşürüyor.

Bir yandan da bizim ülkemizde böyle doğal güzelliklerin daha fazla olmasına rağmen gösteremememiz çok acı. Adayı kirletmemek için çöp atmayı bile yasaklayan bir milletten bahsediyoruz… Bizse çöp kutusu yoksa bulduğumuz boş yere atma derdindeyiz. Umarım bundan sonra onları örnek alarak bu konuda daha dikkatli olabiliriz.

Bir cevap yazın